Bir devrin tarla sattıran kumaşları

Sümerbank deyince aklınıza ne geliyor?

Tarla sattıran kumaşları,yün el halıları, bugüne kadar sağlam kalmış battaniyeleri, çarşafları…

Bir devrin kalitesi, markası…

İpek çorabın olmadığı dönemde kadınların bulduğu yeni alternatif

İpek çorabın olmadığı dönemde kadınların bulduğu yeni alternatif

 

Geçenlerde çok İzmir’de Adnan Saygun Kültür Merkezi’nde açılan çok güzel bir sergiye gittim.  Sümerbank’ın 1933-2002 yılları arasındaki dönemini anlatan sergide hem tasarımı hem de modanın serüvenini gözlemledim diyebilirim. Benim şansıma sergiyi gezmek için gittiğimde bir grup üniversite öğrencisinin de gezisi vardı. Tasarım bölümünde okuyan bu öğrencilere öğretmenleri her bir dönemi tek tek anlattı. Ben de ilk önce onlarla tıpkı o üniversitenin öğrencisiymişim gibi gezdim, sonrasında da tek tek kendim hissederek sergiyi gezmeyi tercih ettim.Sümerbank sergi

1933 Yılında Nazilli’de kurulan Sümerbank’ı birçoğumuz bilir. Biz kü

çükken annem bize elbise dikerdi. Dedem bizi severken

“Kızım sana basma alayım annen sana entari diksin mi” derdi. Dedem her torununa almazdı kumaş. Sümerbank deyince dedemin bana aldığı kumaşlar, önce annemin sonrasında (Kız Meslek Lisesi’nde okumuştu ablam) ablamın bana diktiği elbiseler aklıma geliyor. Burda dergisinden çıkarılan modeller özenle dikilirdi. Sümerbank ile Türkiye kendi kumaşlarını, kendi özgün desenlerini ortaya çıkararak Anadolu’da bir devrim yapmış markadır. İsmini Sümerlerden alır. Bu topraklarda ilk kumaş, iplik Sümerler zamanında yapılmış. Atatürk’ün de Mezopotamya’nın bu en eski medeniyetine ilgisi vardı. Böylelikle eski medeniyetin ismiyle 1933 yılında Sümerbank kurulur.

Sergide dikkatimi çeken ve bugün de vazgeçilmezimiz olan güllerin bize Ruslar’dan armağan olduğunu öğrendim. Kumaşlarda çokça kullanılan gül deseni bugün halılarda, perdelerde, döşemelerde de sıkça kullanılıyor. En son dün akşam gül desenli bir halı hazırladım mesela :)

1940’lı yıllara geldiğmizde savaşın etkisini ve kadınların yeni alternatiflerini görüyoruz. Öyle ki ipek çorap bulamadıkları için bacaklarına kalemle çizgi yaparlarmış. Ten rengi çoraplar 1940 yılı kadınlarından bize armağan olsa gerek.

1950 yılına geldiğimizde moda rüzgarının bir başka estiğini görüyoruz. Aynı yıl Olgunlaşma Enstitüleri açılır. Amaç, milli değerleri korumaktır. Kadınların basma elbise, erkeklerin çiçekli kravatlar taktığı bu dönemde desen isimleri de çok ilginç. “Yandım alamadım, Tarla Sattıran, Mineli” gibi isimlerin kullanıldığı desenlerde Topkapı ve İstanbul’daki camilerin motiflerinden esinlenilmiş.

sergi

Andy Warhol “Herkes birgün 15 dakikalığına ünlü olacak” dediğinde Pop Art akımının başladığı 1960’lı yıllardan bahsediyordu. Ve en önemlisi şık olmak için pahalı kumaşların gerekmediğinin vurgusunun yapıldığı pazarlama teknikleri kullanılıyordu. Popüler kültürün, çağdaş sanatın ve entellektüel düşüncenin yansıtıldığı bu dönemde çizgili pijamalar 60’lı yılların sonunda çıkıyor. Babamın, abimin vardı bu çizgili pijamalardan. İşten gelir gelmez çizgili pijamayı giyip TV karşısına geçen Türk erkeği resmi bu dönemde başlamış olsa gerek. Hatta bir dönem Yalan Dünya dizisindeki Gaffur tiplemesiyle çizgili pijamaları tekrar hatırlatmışlardı bize.

IMG_6005Kadının eş-anne olmanın yanı sıra yeni roller üstlendiği dönem 1970. Bu dönemde ilk kadının kariyer sahibi olması konusunda teşvikler başlar ve moda bu yönde mesajlar verir. Giysilerde doğal kumaşlar, el örgüleri, midi elbiseler tercih edilirken çiçekli desenleri bu dönemde de görüyoruz. Ve Türkiye’nin ilk mankenlik ajansı 1975 yılında Başak Gürsoy tarafından kurulur. İzmir Fuarı’nda defile hazırlayan ilk tasarımcı Zuhal Yorgancıoğlu 1971 yılında karşımıza çıkıyor.

1980 yılı… Tüketim yılları başladı. Hala da tüketmeye devam ediyoruz. Herşey de olduğu gibi modada da çok kültürlülük hakim olmaya başladı. Kadının toplumsal rolü arttı. “Başarı için giyinen kadınlar”  artık marka giymeye başladı. 1960’lı yılların “şık olmak için pahalı kumaşlara gerek yok” mesajı yerini marka giymenin statüsüne bıraktı. Bu da beraberinde tüketimi getirdi diyebiliriz. 90’lı yıllarda küreselleşme ve bireysellik ön plana çıkmaya başladı. Sadece tasarımlarla değil görsel kimlikleriyle de modayı etkileyen tasarımları bu dönemde görmek mümkün. Cemil İpekçi’nin Azra Akın için tasarladığı basma elbise en iyi elbise seçilirken Sümerbank artık kapılarını kapatmıştı. Bir devri giydiren Sümerbank’ın halı, battaniye gibi tekstil ürünleri de bulunuyordu. Bugün kalitesini yeni ürünlerde göremediğimiz bu ürünler belki de hala evimizdedir. Sapa sağlam kullanılan çarşaflar, batanniyeler…

IMG_5162Sergide dediğim gibi hem bir tarih anlatılıyordu hem de o döneme ait ürünler vardı. Bağışçılar tarafından verilen dönemin moda kumaşlarından dikilmiş elbiseler hala canlılığını ve şıklığını koruyor. Benim en çok ilgimi çeken bir başka sergi güzeli ise halı kataloğu oldu. Desenleri, ölçüleri, tekniği… Birbirinden güzel motifler. Hatta sonrasında eve gelip katalogta gördüğüm Çintamani desenini kendi halılarıma da uyguladım. Onlar kadar güzel olmasa da bana ilham verdi diyebilirim. Tasarımcılarından, mühendislerine Sümerbank’ın çalışanlarının notları, üretim planlamaları hepsi bu sergide vardı. Sergideki desenleri ve daha fazla Sümerbank desenlerini dijital ortamda arşivlemişler. www.tudita.com sitesinden bunları inceleyebilirsiniz.

Keyif aldığım, geçmişe gittiğim bu güzel sergide emeği geçen herkese teşekkürler.

About Şeyda Elif GÜVEN